|
25 Kasım 2006 - Ödemiş-
Birgi- Gölcük Gezimiz |
|
Büyütmek
istediğiniz resmin üzerini tıklayın |
 |
 |
 |
 |
 |
|
Rehberimiz Engin Girgin o
kadar iyi hazırlanmıştı ki, daha millet yerine yerleşmeden anlatmaya
başladı. |
Programda olmamasına karşın,
genel istek üzerine ilk durağımız Bademli Köyü'ndeki Kılcı Mehmet Ağa
Camii oldu. |
Program dışı geldiğimize hiç
pişman olmadık zira bu küçük caminin süslemeleri çok güzel. Son
cemaat yerinden bir ayrıntı |
Aclan ağabey mimber ve
mihrabı görüntülüyor. |
Aynı konu biraz farklı bir
açıdan. |
 |
 |
 |
 |
 |
|
Huriye Güleç mimberin
resmini çekti, kareden çıkyor. |
Mimberin Huriye'siz
görüntüsü. |
Mimberden orta mekâna bakış |
Şimdi de Ödemiş
pazarındayız: işte meşhur iğne oyaları |
Fiyatlar uygun: Hülya
Terzioğlu birkaç kilo iğne oyası satın aldı. |
 |
 |
 |
 |
 |
|
Aclan ağabey yerel
kumaşlardaki el emeğini hayranlıkla seyrediyor |
Köylü kadınları
tezgâhlarının başında hem sohbet ediyor, hem de satış yapıyorlar
|
Ekibimiz kalite kontrol ve
piyasa araştırmasında |
Ödemiş pazarının ürün
çeşitliliği insanın başını döndürüyor. |
Bir başka "teyzeler" grubu |
 |
 |
 |
 |
 |
|
Kumaşın her türlüsü Ödemiş
Pazarının "Kadınlar El Sanatları Parkı"nda satılıyor: Oyalı, nakışlı,
ipekli pamuklu yünlü vs...vs.. |
Aclaaaan bak ne güzel !
(Yani : "Bunu bana al!" demek oluyor) |
Pazarın seyyar börekçisi.
Ayrıca dürümcü, şambalici vs de var. Yaz aylarında kar şerbetini de
unutmamalı. |
Ödemiş'ten hareketle
Birgi'ye gelmeden önce yolun sağında Ödemiş Müzesi var. |
Arkeolojik ve etnografik
eserleri barındıran bu müze de, diğer birçok müzemiz gibi, ödeneksizlik
kurbanı |
 |
 |
 |
 |
 |
|
İçerik açısından çok zengin
olan müzede erken neolitik dönemden Atatürk dönemine kadar eserler
dergileniyor |
Ancak, vitrinleri aydınlatan
ampuller bile ödenek engeline takıldığından... |
... ve flaşla resim çekmek
yasak olduğundan... |
...adeta mum ışığında
çektiğimiz bu resimlerin tam netliğini veremiyoruz. |
Görüntülerde; Neolitik'ten
Hellenistik döneme pişmiş toprak ürünleri |
 |
 |
 |
 |
 |
| |
|
|
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
|
Çeşitli silahlar, ki
aralarında Atatürk'e ait bir tüfek de var, etnografya bölümünde
sergileniyor. |
Öğle yemeğini Birgi'de,
emekli felsefe öğretmeni Gülsün Başaranbilek'in Café-ev'inde yiyoruz. |
Eski bir evi restore ederek
geleneksel Türk evi atmosferini canlandıran Gülsün hanım... |
... börek, sarma, elmalı kek
servisi yapıyor. Kalabalık grupları almıyor, gitmeden bir gün önce haber
vermek gerekiyor. |
Yemeklerin hepsi nefis...
ama hocanın hesap makinasının pilleri bitik: Toplamayı bir kez de kendiniz
yapın!!! |
 |
 |
 |
 |
 |
|
Masamızın diğer ucundan bir
enstantane... |
Bu da, "O" taraftan "Bu"
tarafa bakış |
Ayaktaki bayan Gülsün Hanım.
|
Börek ve sarmalar. Eller
kaptanımız Dursun Bey'e ait |
Evin zemin katından bir
görünüş. |
 |
 |
 |
 |
 |
|
Başaranbilekler'in
evindenÇakırağa Konağı'na bakış. |
İki ev arasında dar bir
sokak var. Konağın esas girişi bu taraftan ama... |
..turistler arka
bahçeden içeri alınıyorlar. Konağın bahçesinde... |
Hellenistik, Rroma Bizans ve
Osmanlı dönemlerine ait eserler var... |
Burada bir Bizans lahiti,
önceki karede Hellenitik çeşme kitabesi, bir öncekinde Osmanlı mezar taşı |
 |
 |
 |
 |
 |
|
Bir başka Bizans lahitinden
bir fragman |
...ve Çakıarağa Konağı. Son
derece itici bir bekçisi var. Yıkılma tehlikesi nedeni ile 15'er kişilik
gruplar halinde ziyaret edilebiiyor. Fotoğraf çekmek yasak... |
Bu resim Birgi'deki genel
havayı çok iyi anlatıyor... |
"Koruma" adına çivi
çaktırılmadığı için herşey işte böyle yok olup gidiyor. Burası eski
kahve... |
..bu da kahvenin
bitişiğindeki ev. |
 |
 |
 |
 |
 |
|
Ulu Cami adıyla bilinen
Aydınoğlu Mehmet Bey Camii'nin bahçe duvarında bize poz veren bir küçük
kız |
Caminin karşısındaki bakkal
dükkânından geçerek girilen eski hamamın kurnasında"çark-ı felek"
betimlemesi |
Kurna ve duvarların içindeki
bacalar Roma hamamlarını canlandırıyor gözümüzde... |
Baca detayı. Herşey kırılıp
dökülüyor, kültür mirasımızın yok oluşu hepimizi ziyadesi ile üzüyor. |
İlgisizlikten viranhaneye
dönmüş hamamın durumu yürekleri sızlatıyor. Kubbelerin camları kırılmış... |
 |
 |
 |
 |
 |
|
..içeri süzen yağmur suları
nedeniyle kültür mirası her gün biraz daha yok oluyor. |
Gölcük'e tepeden bir bakış.
İsmet İnönü buraya ilk gelişinde, güzellik karşısında etkilenip "Aaaa!"
dediği için tepenin adı " A Tepesi" kalmış... |
Göl kenarında, Belediyenin
bitişiğindeki kahvede soluklanıyoruz: Çayı da, kahvesi de, ada çayı da,
Çiller'i de, sahlepi de, üçü bir yerde'si de on para etmez; Cola'dan başka
bir şey içmeyin. |
Gölcük'te satılan başlıca
ürünler arasında ilk sırayı sucuk alıyor. Ne eti olduğunu sakın sormayın,
çok ters bakıyorlar... |
Rehberimiz Engin Girgin
"deneme mahiyetinde" bir kangal satın aldı. |
 |
 |
 |
|
 |
|
Diğer ürünler arasında
kestane ve cevizi sayabiliriz. |
Engin Girgin ve Mustafa
Diniz ceviz satın alıyorlar. |
Gölcük'ten Kuşadası'na doğru
yola çıkıyoruz. |
Burada da dönüşte durduğumuz
kestane şekeri fabrikasından görüntülerin yer alması gerekirdi ama...
|
.."tadalım" derken, "satın
alalım" derken resim çekmeyi unuttum. Evdeki boş kutuyu göstereyim bari... |
| |