lgbanner1.jpg (12322 bytes)
KUŞADASI'NIN SON TABAKHANESİ

Bilgisayarınızda Real Player yüklü ise yukarıdaki "Play" okunu tıklayıp videoyu izleyebilirsiniz.
Adı: Tuğrul Kutucu... 2002 yılında 72 yaşındaydı. O tarih itibariye Kuşadalı son tabak oydu ve Kuşadası'nın faal durumdaki en son tabakhanesi ona aitti. Bu tabakhane Kuşadası- Kirazlı yolu üzerindeydi. Bu mevkii, tarih içinde oradan oraya taşınan tabakhanelerin son durağı oldu.

KUŞADASI'NDA TABAKLIĞIN TARİHİ

Deriyi işleme zenaatı olan tabaklığın tarihi, Kuşadası havzasında, antik Efes kentine kadar uzanır. Efesliler'in torunu olan Rumlar bu alanda oldukça ileri gitmişlerdi. Yöreye 14.yy'da gelen Türkler de, elbette, Orta Asya ve Mezopotamya geleneğinde tabaklık yapıyorlardı. Ancak Kuşadası'nda Rumlarla kaynaşınca bu alandaki becerilerini  daha da geliştirdiler.
Yazılı kayıtlardan öğrendiğimize göre, Kuşadası'nda 1890'lı yıllarda 22 tabakhane vardı. Bunlar, Tabakhaneler Sokağı diye bilinen Türkmen Caddesi (şimdiki İnönü Bulvarı) üzerinde bulunuyorlardı.
1933'de Kuşadası'nda 4, Selçuk'ta ise bir tabakhane faaldi. Deriler deniz kenarında, doğal tuzlu suyla yıkanırdı. Kentsel gelilşme nedeniyle tabakhaneler 1937'de, şimdik,i Akyar Mevkii'ne taşındılar. 1968'e kadar burada faaliyet gösteren tabakhaneler, o yıl, yine aynı nedenle, Kirazlı Köyü yolu üzerinde, şimdiki yerlerine taşındılar. Tabakhaneler, fabrikalara karşı direnmek için '60'lı yıllarda kısmen makinalaştılar, ancak,  yine de, bugün bile, 3-5 aylık imalat süresinin altına düşülebilmiş değildir. Oysaki deri fabrikaları deriyi kimyasal maddelerle çok daha kısa sürelerde işleyip piyasaya sürmekteler. O fabrikalardan kendilerine hammadde de kalmayan tabaklar ise, Kuşadası'nda Tuğrul Kutucu örneğinde olduğu gibi, birer birer tarihe karışmaktalar.  
Tugrul Kutucu,  Bodrumlu sandalet imalatçılarının kullandığı Vaketa adı verilen bir tür deriyi işlerdi. Öğrencilik yıllarında tüm yaz tatillerini kendisine yardım etmekle geçiren 2 oğlundan biri turizmci, diğeri ise inşaatçı olduğu için kendisinden  sonra  mesleği devam ettirecek  kimsesi  kalmamıştı. 
11- 12 yaşlarında, ablasının kocasından öğrendiği tabaklık mesleğini 60 yıldır aralıksız sürdüren Kutucu'dan öğrendiğimize göre, Kuşadası'nda tabaklık, aslında,  ilçenin yerlisi olan Rumların mesleğiydi. Türkler'in büyük çoğunluğu bu zenaatı onlardan öğrenmişti. Türk ve Rum tabaklar, birbirlerini zenaat ve sanatta geçebilmek için kıyasıya rekabet içindeydiler.
Daha sonraları, İstiklâl Harbi sonunda Rumlar Yunanistan'a sığınınca tabaklığı Türkler devam ettirdiler. Yakın zamana kadar deriyi elle çalışan tabakların makinalaşmasını Kutucu şöyle anlatıyor:"Kuşadası küçük bir sahil kasabası iken  kıt kanaat bir ziraatçılk, bir de tabaklık vardı. Vaketaları doğal hammaddeyle işlerdik. Vaketalarımız 10- 15 kg'lık dana derisinden yapılırdı. 1960 yılına gelene değin buraya hiç makina girmemişti. O yıllarda 2-3 meslekdaş biraraya geldik, dolap, pervane, damar kırma, açkı, traf ve perdah makinaları satın aldık ve böylelikle makinalaşmış olduk".
DERİNİN "POST"TAN VAKETA'YA DÖNÜŞÜMÜNDE BAŞLICA AŞAMALAR (Büyütmek istediğiniz resmin üzerine tıklayın)
Büyütmek için tıklayın Büyütmek için tıklayın
Pervane:Postun üzerindeki et kalıntıları temizleniyor

Dolaplama: Derinin üzerindeki kıllar ayrılıyor

Kurutma: Dolaptan çıkan deriler kurutuluyor

Büyütmek için tıklayın Büyütmek için tıklayın
Kırma: Kuruyan deriler büzüşüyor, kırma ile yeniden açılıyor

Mantarlama: Açma işlemi bu  kez de elle en ince ayrıntısına kadar tamamlanıyor.

Perdahlama:  deri,  dövülerek vaketa'ya dönüşüyor ve sandalet yapımında kösele olarak kullanılmak üzere Bodrum'a gönderiliyor.

Müze girişi