| Kuşadası'nın
tarihî ve kültürel değerlerine saygılı bir grup kültür-sanat
dostu, "Yerel Tarih Araştırmaları
Grubu" KUYETA'nın önerisi üzerine, Kervansaray ve şehir
surlarını yakından tanımak ve yeniden keşfetmek
amacıyla, 16 Mart 2002 Cumartesi günü, bir gezi
düzenledi. Aşağıda, bu gezi sırasında 70 yaş
dolayındaki büyüklerimizin anlattığı anıların
bant çözümlerini bulacaksınız. [Kaleiçi
planı] |
| Ahmet Altınsoy: "Bir kenti
tarihiyle ve bugünüyle kavrayamayan insanların bu
kentte oluşan sevgisizliğin temelini de
oluşturduklarını düşünüyoruz. Onun için
kentimizde tarihsel olarak ayakta duran yapılar,
anıtlar, camiler çeşmeler, su yolları çerçevesinde
kentimizi yeniden tanımak ve tanıtmak tabii sevgiyi de
beraberinde getirebilir. Bugün Kervansara'dan
başlayarak kentin surları çevresinde yapacağımız
yürüyüş sadece 1600, 1700 ya da 1800 yıllarına
ilişkin değil; son yıllarda yaşadığımız olaylara
tanıklık etmiş insanlar da bu gezide varlar, onlar da
bu surlarla iligli anılarını anlatarak gezimize
katkıda bulunacaklar". |
Osman Eskici Kervansaray'ın
kuzey köşesinde, günümüzde Barbaros Bulvarına inen
merdivenlerden nereye çıkıldığını anlatıyor:
"1932 yılında ben bu merdivenden çıktım,
buradan mektup attım. Bu merdivenden çıkınca sola
dön, sonradan restorasyon sırasında ortadan
kaldırıldı, orada 3'e 3, 9 metrekarelik bir oda
vardı. Bunun içinde tek bir masa, üzerinde de bir
telgraf makinası: Bu, tahmin ediyorum ki Rumlar döneminde
de İstanbul'u aramak için kullanılmıştı, burası,
bir müdür, bir de memurdan oluşan Kuşadası
Postanesiydi. |
Osman Eskici, Koçbank'ın
yanındaki, günümüzde sadece merdivenleri ayakta olan,
bazı Kuşadalılar'ın okul olarak bildiği binayı
anlatıyor:
"Burası
Kuşadası'nın tek hastanesiydi. Kirlizade İbrahim
Efendi, bu hastane ile birlikte, 5- 6 tane de de tarla
vakfetmişti Belediye'ye. 1956 yılına kadar burası
Belediye Hastanesi olarak kullanıldı. 1956'da, şimdiki
Kasım Yaman Parkının yanındaki hastane inşa edildi,
bu yıla kadar da ( Nisan 2002) orası idare etti, şimdi
de daha mükemmel bir hastaneye kavuştuk, yapanlardan
Allah razı olsun. |
Osman Eskici, Surtel
Otel'in karşısındaki sur duvarlarını anlatıyor:
"Duvarlar eskiden yüksekti. Ben 1 Mayıs 1944
yılında Belediye zabıta memuruğuna atandım, şimdi
Ada Sanatevi olan yer, Orhan Killi'nin (Pamuk Palas
Otelleri sahibi) babası, rahmetli Asım ağabey'in evi
idi. Orasını Alay Komutanı Yarbay Arif Bey kiraladı,
orada oturuyordu. Karşı tarafta da, Yunanlılardan
kalma, Çardaklı Kahve denilen bir yer vardı, garnizon
Komutanlığının olduğu yer (Günümüzde kanalizasyon
pompasının bulunduğu alan).Orası 1946'da yıkıldı. Neyse... bu Alay Komutanı içkiye düşkündü; bir gece
evinde kafayı çekiyor yine, oturduğu yerden bakınca
çardağı göremiyor, derhal bir bölük asker
gönderiyor, kazma kürek, balyoz küskü... bir gecede
burasını sabaha kadar tertemiz çıkarıyor. Bir de
haber aldık ki, Alay Komutanı Yarbay kale duvarını
yıktırmış. Geldik baktık, taşlar maşlar gitmiş.
Kuşadalılar olarak koyun gibi olduğumuzdan bişey
diyemedik. |
| İsmail Dirim
(2002
yılında 72 yaşında) Surtel Otel karşısındaki kale
duvarları önünde, az önce Osman Eskici'nin
bahsettiği hastane ile ilgili bir anısını aktarıyor:
"Bizim babamız yaşında olanlar bu deniz kenarına
hiç inmezlermiş. Birgün kahvede oturuyoruz, ben
çocuğum, Özsakallı Osman buraya hastaneye torununu
getirmiş, "Allah bir daha deniz kenarına inmek
nasib etmesin İnşallah, bir günah işledim" diye
geldi yanımıza. Bunlar o zamanlar, balık da yemezlerdi
günah diye. Bir diğer anım da şu: Türkçe konuşan
bir Yunanlı geldi bir gün bizim dükkana, bana
dediki: "Eskiden Türkler deniz kenarına hiç
inmezdi. Yalnız senede bir sefer, hıdrellezde bir dana
süslerlerdi, danayı deniz kenarından itibaren iple
çekerek, kendileri de ağızlarına şişler saplayıp,
huu çekerek (Y.N: Rufai tarikatı mensupları oldukları
anlaşılıyor) taa Bayraklı Dede'ye kadar götürürler,
orada kesip yerlerdi". Bayramdan bayrama deniz
kenarına inip danayı yedikten sonra bir daha da
hayatlarında deniz kenarına inmek yokmuş. Biz işte
böyle bir ırkın afakıyız. |
Osman Eskici,
Sağlık
Caddesi ile Karagöz Sokak'ın kesiştiği noktadaki
çokgen sur kulesini ve onun bitişiğindeki evi
anlatıyor:
"Burası 1946 yılına
kadar, rahmetli Naci Bey'in babası rahmetli Fuat
Akdoğan'ın ikameti idi. 1946 Mayıs'ında, ben, askere
giderken geldim, burada elini öptüm, Allahaısmarladık
dedim. 46 Ağustos'unda ölüm haberini aldım, Malatya'da
askerken. Ondan sonra Naci Beyler'e kaldı. Kardeşleriye
bölüştüler, kiraya verildi, bu hale geldi. Evlikten
çıktı, ticarethane gibi birşey oldu. Kule ise tavuk
kümesiydi. |
Osman Eskici, Kale
Kapısı'nı anlatıyor:
"1956 yılına
kadar, bu kalenin demirden yapılmış kapıları duruyordu. Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri
Kuşadası'nı ziyerete geldiğinde, heyetiyle birlikte,
müzeciler de geldi, dedilerki: "Bunları burdan
kaldırırlar, kimin aldığı da belli olmaz, bunları
alalım, müzeye koyalım"... Okey çıktı, aldılar,
götürdüler (Efes Müzesi'ne).
Bu kapının içinde
(Sağlık Caddesi'nden Barbaros Bulvarı'na bakarken) sol
taraf, dini eserlerin satış yeri oldu. Gündüz burada
satılır, akşam giderken alır götürür, başka yerde
muhafaza ederlerdi. Onun yanında babamın ustası Hacı
Rüstem'in baharat satış yeri, karşısında da Ali
Rıza Hoca'nın Manifaturacı dükkânıydı. Sağlık
Caddesi tarafında, kapının önünde yuvarlak bir taş
vardı. Onun üzerine bir kere basanların bir daha
Kuşadası'ndan ayrılamayacağına inanılırdı. (Y.N: Kapının menteşe
yerleri tavanda hâlâ görülmektedir)
|
İsmail Dirim Kale
Kapısı ilgili önemli bir ayrıntıyı anımsatıyor:
"Kamyonlar pamuk balyalarını sararken Kale Kapısı'ndan
nasıl geçeceklerini hesap ederlerdi. Ona göre
ayarlarlardı çünkü başka gidecek yolları yoktu.
İzmir'e başka yol yok; buradan geçmek zorunda. Balyaları ona göre hesap ederlerdi. Bir de, Bozkurt Sokak
ile Barbaros Bulvarı'nın (o zamanki adı Tayyare
Caddesi) kesiştiği noktada, şimdi Serdar
Altıparmak'ın dükkanının olduğu yerde çok modern
bir okulun hocası gazete satardı ama hiç kimse ondan
Ulus ve Cumhuriyet gazetelerini istemeye cesaret edemezdi
çünkü bu gazeteleri okuyanları Muhtara gammazlardı,
Muhtar da onları sürerdi. Onun için Ulus Gazetesi,
Cumhuriyet Gazetesi okumak isteyenler taa arkalardan
dolanıp benim dükkânıma kadar gelirlerdi. Çok
şükür o günleri atlattık. |
| |