M.Ö.8'inci yy'da kurulan Ion Konfederasyonu'nun 12 kentinden biri olan Milet'e hoş geldiniz. Bu 12 kent-devletten sadece üçü kendi parasını basacak ekonomik güce sahipti: Efes, Milet ve Kolofon. Efes bugün dünyaca tanınıyor. Onun en büyük rakibi ve bilimsel düşüncenin beşiği olan Milet ise ne yazıkki aynı oranda şöhret olamadı. Kolofon'a gelince (Kuşadası-Claros-Menderes güzergahındaki Değirmendere köyü), define avcısı Değirmendere sakinleri tarafından pulluklarla sürülerek talan edilmiş bulunuyor. Milet'e Söke- Güllübahçe yolundan gelirseniz  ilk olarak 15 bin kişilik tiyatro binasıyla karşılaşırsınız. Kentin batısındaki bu tiyatro bir zamanlar rıhtımın üzerindeydi. Çünkü Büyük Menderes nehri  Latmos Körfezi'ni henüz alüvyonlarıyla doldurmamıştı ve Milet bir liman kentiydi.3 limanından biri işte bu tiyatronun tam önünde yer alıyordu.
Yukarıdaki resimde, tiyatronun üst tarafında bir kale görüyorsunuz. Onu Bizanslılar inşa ettiler. (Tiyatro ise ilk olarak M.Ö.4'üncü yy'da inşa edilmiş, zaman içinde, Hellenistik ve Roma dönemlerinde kapasitesi artırılmıştı). Yandaki resim ise işte o Bizans gözgü kulesinin üzerinden çekilmiş. Oturulacak yerlerin alt tarafında 2 gördüğünüz sütundan aslında 4 adet vardı çünkü orada imparator locası vardı ve 4 sütunun üzerine gerilen brandalarla gölgelik bir alan yaratılırdı. 
Bu arada, antik çağda tiyatroların gece değil, gündüz faaliyet gösterdiğini anımsamakta yarar var. Sabah erken saatte tiyatroda toplanan kent sakinleri, günbatımına kadar birbiri ardına 5-6 komedi ve trajedi izlerlerdi. İzleyiciler, canlarının istediği yere oturamazlardı. Esirler (ki, sosyal anlamda,  günümüzün köylülerine tekabül eder),en arka sıralarda yerlerini alırlardı. Yandaki fotoğrafta, esirlerin oturma yerlerinin altındaki tonozlu geçiti görüyorsunuz.
M.S.4'üncü yy'ın sonlarında, Hrıstiyanlığın Roma imparatorluğu'nun resmi dini olmasıyla birlikte, insanların yaşam tarzı değişti. Greko-romen dönemde insanı evrenin merkezinde kabul edip, tüm yaşamı insana odaklayan ve onun yaşam koşullarını iyileştirip güzelleştirmeyi amaçlayan düşünce, yerini, İsa Mesih'e dönük, ibadeti ön plana çıkartan düşünceye bıraktı. Bu bağlamda, Hrıstiyanlar için ticaretin, sahne sanatlarının ve şölenlerin hiçbir önemi yoktu.
Bu nedenle, Greko-romen kentlerin en önemli ortak yaşam alanları olan tiyatrolar, borsa binaları, limanlar,  ve stadyumlar kullanılmamaya başlandı. Bunlar ya başka binalara dönüştürüldü, ya da taşları sökülerek başka inşaatlarda kullanıldı. Milet'te (Afrodisias'da da olduğu gibi), tiyatro binası askeri karargah ve gözetleme kulesine dönüştürüldü. Milet tiyatrosunun üzerindeki kalenin burçlarından çekilmiş olan yandaki fotoğrafta, batı yönünde, bir zamanlar deniz olan yerler görülüyor.
Milet yöresinde toprak suya doymuş durumdadır. Yağışlı havalarda toprak suyu ememez ve tüm antik kent sular altında kalır. Soldaki fotoğrafın soluna dikkatle bakarsanız, 4 adet sütun göreceksiniz. Orası, aslında sağ tarafa doğru uzanan, ion düzeninde inşa edilmiş,   bir sütunlu  revaktı. Yağışlı bir havada suların ne kadar yükseldiğini görüyorsunuz.
Sağdaki  fotoğraf ise, bu sefer, aynı revakın içinden, suların nisbeten çekildiği bir gün çekilmiş. Fotoğrafın solunda görülen suların altında, aslında, mermer döşeli bir tören yolu vardır. Sağında ve solundaki 6'şar metre genişliğindeki tretuvarları saymaksızın, 100 metre uzunluğunda, 28 metre genişliğindeki bu tören yolu Güney Agorası'na (pazar yeri), oradan da Didim'deki Apollon tapınağına kadar uzanırdı (25 km). Bu tören yolu, imparator Trajan zamanında (98-117) elden geçirildi, taşla kaplandı. İon düzenindeki revak ise M.S 1.yy'a tarihleniyor. Bu ionik revakın    hemen arka tarafında Capito hamamı yer alırdı. Aynı adı taşıyan vali tarafından 1.yy'ın başlarında inşa edilen hamam, bir okulla birlikte büyük bir kompleks oluştururdu. Hamamın kuzeyinde 4 adet sınıf yer almaktaydı.
Bu fotoğrafta, yukarıda sözünü ettiğimiz tören yolu boyunca uzanan antropoları görüyorsunuz. Kentin tahıl ambarı olarak niteleyeceğimiz bu binanın zemini, doğrudan doğruya toprak   üzerine değil de, sütunlar üzerine oturudu. Bu yöntemle sağlanan hava akımı tahılların çürümesini önlerdi.
Şimdi de Kent Meclisi binasındayız. Kalıntılar arasında ele geçen bir yazıttan, bu binanın Selevkos kralı 4.Antiokos Epifan (İ.Ö. 175- 164) tarafından inşa ettirildiğini öğreniyoruz. Üzeri kapalı olan bu binada bin 500 temsilci memleket meselelerini tartışmak üzere toplanırlardı.
Ve Faustina Hamamı...
Bu hamamı, 161-180 yılları arasında hüküm süren İmparator Mark Orel'in eşi İmparatoriçe Faustina Milet'e armağan etmişti. Roma dönemi hamamlarında, soyunma odalarından sonra soğuk, ılık ve sıcaklık bölümleri bulunurdu. Soldaki fotoğrafta, bunlardan "frigidarium" denilen soğukluk bölümünde yer alan havuzu görüyorsunuz. İnşa edildikten bin 800  yıl sonra bile, mermer kaplamaları sökülmüş olmasına
rağmen, havuzun hala mükemmel derecede su sızdırmaz olduğu göze çarpıyor. Toplu halde banyo yapılan bu havuza, sağda gödüğünüz aslan heykelinin ağzından ve resimlerin dışında kalan bir nehir tanrısı heykelinden su fışkırırdı. Hamamın duvarları 15 metre yüksekliğindeydi. O dönemde hamamlara giriş ücretliydi. Zenginlerle fakirler aynı ücreti öder, ancak hamamı aynı saatlerde kullanmazlardı. Günboyu halka açık olan hamamlar, borsa binasının kapanmasından sonra sadece "vatandaş"lara yani soylulara hizmet verirdi. 
NASIL GİDİLİR?: Kuşadası'nın 63 km güneyinde yer alan Milet antik kentine Söke- Güllübahçe güzergâhından gidilir. Ören yeri yaz aylarında 08:30-19:30 arasında, kış aylarında ise 18:00'e kadar açık. Otopark, ayrıca ücrete tabi. Gişelerin yanında birkaç büfe ve hediyelik eşya satılan butik var.