|
BİR SONBAHAR SENFONİSİ
29 Ekim sabahı Çavdar-Sarıçay parkurunu yürümek üzere yollardayız. Bağrası’nı geçip yılankavi asfaltta ilerliyoruz. Aslanyaylası, Terziler, Sofular, Bayırdamı köylerine uzaktan bir selam iletip Çavdar’a ulaşıyoruz. İlk durağımız Çavdar Köy kahvesi. Köylüler nicedir aşina bize, biz de Beşparmak dağlarına serpilmiş dağ köylerine. Neşeyle içilen çaylara karşılıklı atışmalar, espriler eşlik ediyor. Köyün yaşlıları meraklı, Özel’in elinde bir tomar broşür var, Ali, bir kaç tanesini alıp yaşlılara sizde katılın diyor. Amcalar şaşkın “ne yazıyor evladım burada” diye soruyorlar. Bir ömrü dağlarda meşakkatle yaşamış insanlara zevk için dağlarda yürümek garip geliyor. Biraz deli, biraz turist, biraz işsiz- kayıtsız insanlar gözüyle bakıyorlar bize. Köyün çıkışındaki patika yoldan tek kol yürüyoruz. Sayı alındı, artçılar belirlendi, rehberimiz kısa konuşmasını yaptı, ilk saatlerin canlılığı ile hızlı adımlarla yürüyüş başladı. İlk yağmurlarla yeşeren toprak yumuşak bir halı altımızda, çam ağaçlarının arasında, yer yer makilik alanlarda süren yolculuğumuz Sarıçay’a ulaştığımızda farklı bir atmosfere dönüşüyor. Oldum olası sevmişimdir Beşparmak parkurlarını, gizemli ve masalsı gelir bana. Devasa kayaları usta bir işçilikle işlemiştir rüzgar yüzyıllardır bu dağlarda. Kartal başı, çocuklu kadın, oturan boğa gibi isimler geçer usumdan kayalara baktıkça. Bu dağlar antik Karya kalıntıları, mağaraları, manastırları, dereleri, ilginç çam ağaçları, envai çeşit kır çiçekleri, pınarları ile bir açık hava müzesidir adeta. Çamların arasında bir görünüp bir kayboluyor Sarıçay, bitki örtüsü de çeşitlendi. Kestane, çınar, ceviz, ahlat, böğürtlen, kavak. İlkbaharda papatyası, anemonu, kekiği nasıl güzelse; sonbaharda ağaçları öyle güzel dağların. Sonbahar tüm görkemiyle eşlik ediyor grubumuza. Hatta içine alıyor, kucaklıyor, duygularımızı harekete geçiriyor. Işığın en mükemmel olduğu mevsimdir sonbahar. Yansımalar gerçekle düş arası bir dünyada metaforlar yaratır, algılar duygulara ulaşır. Işık huzmeleri sarı-kızıl yapraklar arasından yeryüzüyle ulaştığında toprak son sıcaklığını çeker içine güneşin. Sular sahte yakamozlarla şenlenir. Henüz doymamıştır dereler suya, kış yağmurlarının bereketi düşmemiştir yataklarına. Ah sonbahar, hüzün ve huzuru nasılda güzel taşırsın doğanın bağrında. Yemek molası için çay kenarında bir düzlüğe iniyoruz. Genişçe bir çayır yemyeşil. Kimimiz suya daha yakın olmak için, Sarıçay’ın henüz coşkun akamayan sularının oluşturduğu küçük gölcüğün kıyısına açıyor sofrasını. Muhteşem bir manzara eşliğinde yenen yemeğin ardından çay keyfine geliyor sıra. Erkan ve Ali suyun kenarında suyun dinginliğiyle özdeşleşmiş çaylarını yudumluyor, bu kare kaçmaz diyorum ve.....
Bu pastoral senfoniyi sizlerin de görmenizi istiyorum. Tatlı bir yorgunluk çöker yemek sonraları. Biraz havanın ve doğanın, biraz da yemeklerin etkisiyle ağır aksak yürümeye başlıyoruz yeniden. Taş duvarlar, tel örgüler aşa aşa, böğürtlen ve ahlat dallarına sarka sarka, suyun ve rüzgarın sesini dinleye dinleye, yürüyüşün sonunda toza dumana bata çıka ve eksoz düşüre toplaya Çavdar’a ulaşıyoruz. Köy kahvesini şenlendirip, köyün delisi ve velisi ile hasbi hal ettikten sonra, güneşin kızıl ışıkları ile birlikte veda ediyoruz köye.
Ferah TOP 02/11/2006/SÖKE |