62 137 60 60

DAYAK YİYEN  ZEYTİN AĞACI

 

Siz hiç bir zeytin ağacının dayak yemesine tanık oldunuz mu? Ciddi ciddi dövülen hırpalanan bir  ağaçtan söz ediyorum. Ben oldum. Anlatayım dinleyin.

Günün ışıklarının  gölgeleri uzattığı saatlerde, balkona çıkıp bir sigara yaktım. Bitişikteki zeytin bahçesinin, bilgeliği ve bereketi çağrıştıran  görkemli zeytin ağaçlarına bakarak,  zeytinin hikmeti üzerine derin düşüncelere dalmışken ağaçların arasından gelen çırpma sesiyle irkildim. Başımı uzatıp sesin geldiği yeri görmeye çalıştım. Orta yaşlı bir adam elindeki upuzun zeytin sırığı ile ağaçların dallarına acımasızca vuruyor, bir bu ağaca bir o ağaca hamle yapıyordu. Bir kaç ağacın altını kapsayacak biçimde yere serdiği beyaz naylonun üzerine düşen  genç dallar kısa bir süre sonra örtüyü kapladı. Örtü yeşile dönerken ben kırmızıya dönmeye başladım. Zeytin sırığının her iniş kalkışında sanki bana vuruluyor, canım acıyor. Boğazıma bir şeyler takılıp kalıyor iç sesim bağırıyor. Sesimi duyması mümkün değil, uzakta, aramızda dikenli teller var. Bu bahçeye zorla gönderilmiş, ya da zeytini hiç tanımayan hiç sevmeyen biri  gündelikçi tutulmuş, zeytin hırsızı olma olasılığı da var.  Hiç kimsenin kendi malına bu denli acımasız davranabileceğini düşünemiyorum. Bu yıl zeytin yılı dağ taş zeytin dolu, havalarında güzel gitmesi zeytincinin işine yaradı.  Hafta sonları yaptığımız dağ yürüyüşlerimizde zeytin toplayan köylülerle selamlaşıyor, kolaylık diliyor, bazen de kısa sohbetler edip bilgi alıyoruz.  Kendi bahçesinin zeytinini toplayan bilinçli üretici, zeytin sırığını dalların arasına sokup narin narin sallıyor. Zeytin çırpmıyor, zeytin silkeliyor, yere  çokça zeytin düşerken bir kaç yeşil  yaprak da beraberinde iniyor. Ama dallar ve ağaç hırpalanmıyor sevildiğini biliyor ve ertesi sene ürün vermesi hiç zor olmuyor. Erkekler silkme işini yaparken kadınlar yere düşen zeytinleri ayıklayıp sepetlere, çuvallara dolduruyor. Eller zeytine sevgiyle dokunuyor.  İmece usulü yapılan işlerde bir güzellik bir hoşluk var.  Ne kadar zor olsa da  yüzler gülüyor, ürün bereketli, zeytin taneleri  dolgun. Ağacın, toprağın  kıymetini bilene toprak da ağaç da asla nankörlük etmiyor.

Tarihin ilk çağlarından beri Akdeniz insanını besleyen, sağaltan, güzelleştiren zeytin, mitolojik öykülere konu olmuş. Barış zeytin dalı uzatılarak sağlanmış, başarılar zeytin dalından altın taçlarla kutsanmış. İslam inancında da cennet nimetidir zeytin, iftar  zeytinle açılır, fakir sofrasının  aşı, zengin sofrasının süsüdür. Hele zeytinyağı benzemez hiçbir yağa,  şişede duruşuyla bile  sağlık iksiri olduğunun farkındadır sanki. Kendine has kokusu ve rengiyle asırlardır ışıldar şişelerde.

Dağından, ovasından, hatta kayasından bereket  fışkıran bu Anadolu toprağının en dayanıklı, en cefakar ağacıdır zeytin.  Asırlar boyunca  Akdeniz’in en önemli  ticaret malı olmuş zeytinyağı, amforalarla taşınmış deniz aşırı ülkelere. Bilen bilmiş kıymetini, yemeğe  aş, ağrıya ilaç, kandile yakıt olmuş kimi zaman. Zeytinyağlı sabunla temizlemiş  kirini insanoğlu. İnsanın içini yumuşattığı gibi yumuşatmış suyun sertliğini çamaşırın kirini. Bir de beynimizin ve ruhumuzun kirlerini yıkayabilseydi.

Sizlere zeytin hakkında uzun uzun  mitolojik öyküler, tarihçeler, teknik bilgiler aktarmak olmadığından niyetim fazla söze gerek yok “Arif olan anlar”  deyip sözü bağlayayım.

Doğa bizim ona verdiğimiz değer kadar değer veriyor bize, insanıyla, ağacıyla, balığıyla, kurduyla , kuşuyla.  Biz zeytini gördük hırpalan onu söyledik.  Bir başka yerde başka canlılar hırpalanmaya devam ediyor. Nerede ve nasıl olursa olsun  bu dünya bizim diyerek sahip çıkmayı öğrenemediğimiz sürece de kötüler  kazanmaya devam edecek.

 

Ferah TOP

15/12/2006 - SÖKE