|
DAYAK YİYEN ZEYTİN AĞACI
Siz hiç bir zeytin ağacının dayak yemesine
tanık oldunuz mu? Ciddi ciddi dövülen hırpalanan bir ağaçtan söz
ediyorum. Ben oldum. Anlatayım dinleyin.
Günün ışıklarının gölgeleri uzattığı
saatlerde, balkona çıkıp bir sigara yaktım. Bitişikteki zeytin bahçesinin,
bilgeliği ve bereketi çağrıştıran görkemli zeytin ağaçlarına bakarak,
zeytinin hikmeti üzerine derin düşüncelere dalmışken ağaçların arasından
gelen çırpma sesiyle irkildim. Başımı uzatıp sesin geldiği yeri görmeye
çalıştım. Orta yaşlı bir adam elindeki upuzun zeytin sırığı ile ağaçların
dallarına acımasızca vuruyor, bir bu ağaca bir o ağaca hamle yapıyordu.
Bir kaç ağacın altını kapsayacak biçimde yere serdiği beyaz naylonun
üzerine düşen genç dallar kısa bir süre sonra örtüyü kapladı. Örtü yeşile
dönerken ben kırmızıya dönmeye başladım. Zeytin sırığının her iniş
kalkışında sanki bana vuruluyor, canım acıyor. Boğazıma bir şeyler takılıp
kalıyor iç sesim bağırıyor. Sesimi duyması mümkün değil, uzakta, aramızda
dikenli teller var. Bu bahçeye zorla gönderilmiş, ya da zeytini hiç
tanımayan hiç sevmeyen biri gündelikçi tutulmuş, zeytin hırsızı olma
olasılığı da var. Hiç kimsenin kendi malına bu denli acımasız
davranabileceğini düşünemiyorum. Bu yıl zeytin yılı dağ taş zeytin dolu,
havalarında güzel gitmesi zeytincinin işine yaradı. Hafta sonları
yaptığımız dağ yürüyüşlerimizde zeytin toplayan köylülerle selamlaşıyor,
kolaylık diliyor, bazen de kısa sohbetler edip bilgi alıyoruz. Kendi
bahçesinin zeytinini toplayan bilinçli üretici, zeytin sırığını dalların
arasına sokup narin narin sallıyor. Zeytin çırpmıyor, zeytin silkeliyor,
yere çokça zeytin düşerken bir kaç yeşil yaprak da beraberinde iniyor.
Ama dallar ve ağaç hırpalanmıyor sevildiğini biliyor ve ertesi sene ürün
vermesi hiç zor olmuyor. Erkekler silkme işini yaparken kadınlar yere
düşen zeytinleri ayıklayıp sepetlere, çuvallara dolduruyor. Eller zeytine
sevgiyle dokunuyor. İmece usulü yapılan işlerde bir güzellik bir hoşluk
var. Ne kadar zor olsa da yüzler gülüyor, ürün bereketli, zeytin
taneleri dolgun. Ağacın, toprağın kıymetini bilene toprak da ağaç da
asla nankörlük etmiyor.
Tarihin ilk çağlarından beri Akdeniz
insanını besleyen, sağaltan, güzelleştiren zeytin, mitolojik öykülere konu
olmuş. Barış zeytin dalı uzatılarak sağlanmış, başarılar zeytin dalından
altın taçlarla kutsanmış. İslam inancında da cennet nimetidir zeytin,
iftar zeytinle açılır, fakir sofrasının aşı, zengin sofrasının süsüdür.
Hele zeytinyağı benzemez hiçbir yağa, şişede duruşuyla bile sağlık
iksiri olduğunun farkındadır sanki. Kendine has kokusu ve rengiyle
asırlardır ışıldar şişelerde.
Dağından, ovasından, hatta kayasından
bereket fışkıran bu Anadolu toprağının en dayanıklı, en cefakar ağacıdır
zeytin. Asırlar boyunca Akdeniz’in en önemli ticaret malı olmuş
zeytinyağı, amforalarla taşınmış deniz aşırı ülkelere. Bilen bilmiş
kıymetini, yemeğe aş, ağrıya ilaç, kandile yakıt olmuş kimi zaman.
Zeytinyağlı sabunla temizlemiş kirini insanoğlu. İnsanın içini
yumuşattığı gibi yumuşatmış suyun sertliğini çamaşırın kirini. Bir de
beynimizin ve ruhumuzun kirlerini yıkayabilseydi.
Sizlere zeytin hakkında uzun uzun mitolojik
öyküler, tarihçeler, teknik bilgiler aktarmak olmadığından niyetim fazla
söze gerek yok “Arif olan anlar” deyip sözü bağlayayım.
Doğa bizim ona verdiğimiz değer kadar değer
veriyor bize, insanıyla, ağacıyla, balığıyla, kurduyla , kuşuyla. Biz
zeytini gördük hırpalan onu söyledik. Bir başka yerde başka canlılar
hırpalanmaya devam ediyor. Nerede ve nasıl olursa olsun bu dünya bizim
diyerek sahip çıkmayı öğrenemediğimiz sürece de kötüler kazanmaya devam
edecek.
Ferah TOP
15/12/2006 - SÖKE
|